Ana Sayfa
İletişim
Bize Ulaşın
Üye Girişi
Ziyaretçi Defteri
Mobil Bölüm
Ana Sayfa Foto Galeri Video Galeri
ANA SAYFA  / CENNET VATAN KIRIM

5-KORKUNÇ YILLAR:“Tilimiz coyulmasın!..."(Dilimiz kaybolmasın!...)


5-KORKUNÇ YILLAR:“Tilimiz coyulmasın!..."(Dilimiz kaybolmasın!...)



 Paylaş
 02 Haziran 2018 23 : 46 

   

Sadık Turan Ruslar için cephede savaşmaya hazırlanırken, Ruslar Kırım’da onun, anasının, babasının ve ecdadının konuştuğu dilinin harflerini değiştiriyordu.

Ne acı bir tablo değil mi?

Siz Sadık Turan’ın yerinde olsanız; isyan etmeyip ne yapardınız? Üzülerek ifade edeyim ki altmış sekiz yıl geçmesine rağmen şu anda bile Kırım Tatar Türklerinin Kırım’da çıkardıkları birçok gazete ve dergiler halen Rus harfleriyle çıkıyor!....

Şimdi Sadık Turan’ın yerine bizlerin isyan etmesi gerekmiyor mu?

 “Artık ağlamıyorum. Biliyorum ki Tatar oğlu, bu gazeteleri okumayacak. “ diyor ve devam ediyor Sadık Turan: “Biliyorum ki düşmanlarımız bizden korkuyorlar. Bizi böyle hayâsızca Ruslaştırmak istiyorlar. Çünkü bizden korkuyorlar. Gazetelere iftiharla bakıyorum. Şimdi Mesudum. Düşman üniforması içinde vücudum çelik gibi sağlam.”

İşte buna iman denir, inanç denir, kendine güven denir.

İşte bu duygu her Tatar balasında olduğundan, camilerimizin minarelerini yıksalar da, kalbimizdeki imanı ve vatan sevgisini yıkamadılar…. Okuyup yazdığımız o güzelim Tatarca dilinin harflerini de değiştirseler de bizleri yok edemediler; asla ve asla da yok edemeyecekler.

Arkadaşı Süleyman Sadık’ın çadırına geliyor. Süleyman “Hâlâ gazetemi okuyorsun? “ diyor.  Sadık:

 “Evet… Al sen de oku” diyor. Gazeteleri Süleyman’ın önüne atıyor. Süleyman okumak istiyor okuyamıyor. Yazılara hayretle bakıyor.

 “E. ne düşünüyorsun? “ diye fikrini soruyor. Süleyman:

“Ne diyeyim, Nasıl münasipse öyle yazılır. Biz askeriz. Hem bundan sonra, yazıları kalemle değil, süngüyle yazacağız… Alman ordusu Polonya sınırında.”

Süleyman sözünü bitirmeden Sadık yataktan fırlıyor, yerde yatan gazeteleri toplayıp onun burnuna sokuyor:

 “Sen bana üniforma giyip caka satmayı, kadınlara selam vermeyi öğret, sen bunları iyi bilirsin. Fakat ne benim ne de başka birilerinin millî duygularına dokunma” diyor. Aralarında karşılıklı konuşmalar başlıyor.

Sadık Turan bağıra bağıra Süleyman’a şunları söylüyor:

“… Yarın, Türkiye ile Rusya arasında bir harp çıkacak olsa, belki Türklere kurşunda sıkacaksın… Bu yazıları görmüyor musun? Her yerde: Ordu evlerimizde, sokaklarda, adım başında, bizi vatan sevgisiyle, vatan aşkıyla besliyorlar… Dünyada biricik hür ve serbest vatan bu ha… Şu gazetelere bak. Senin dilin, benim dilim. Atalarımızın, dedelerimizin dili. Bir milletin varlığı, dili ve yurdu ile belli olur, öyle mi? Yüz elli yıldır, eski çarlık idaresi, bizi cennet yurdumuzdan sürdü, astı, kesti. Bugünkü kızıl Rus idaresi de, şuracıkta bir avuç Tatar’ın canlı dilini kesiyor…”

Süleyman’da bu sözler karşısında:

 “Belki hakkın var… Fakat ben sana asker olduğumuzu böyle şeylerle alıp vereceğimizin olmadığını söylemek istedim. Bu gibi şeyler için âlimler var. Onlar düşünsünler” diyor.  Sadık hiddetleniyor:

 “Yoook Süleyman! Benim gibi düşünen âlimin başına neler geleceğini sen iyi bilirsin. Sonra dil, yalnız âlimin dili değildir. Herkesin dilidir. Çobanın, köylünün, bütün milletin… Herkesin.”

Evet, Sadık doğru söylüyordu dil herkesindi. Dil sadece âlimin olur muydu? Sadık bunu ispatlamak için Süleyman’ın bölüğünde nöbet tutan Kırımlı Kerim’in yanına parolasız varmayı ve onunla Tatarca konuşacağını söyleyerek bir aylığına iddiaya giriyor.

Süleyman bu teklife gülüyor: “ Ya sana ateş edecek olurlarsa” diyor. Sadık cevap vermiyor bu soruya. Çadırdan çıkarak tank meydanına doğru yürüyor. Süleyman ne olur ne olmaz diye Sadık’ın peşinden koşuyor ve kulağına fısıldıyor:

 “Bu gece parola, Don. Unutma, parola, Don. Don Vazgeç Sadık gitme “ diyor.

Sadık, Süleyman’ı kenara itiyor, kamptan çıkıyor. Kerim’in nerede olduğunu kati olarak bilmiyor. Karalamadan ilerliyor. Kerim değil de başka biri çıkarsa. Kalbine yavaş yavaş bir korku giriyor. Alnında soğuk ter damlaları hissediyor. Elleri titriyor, dizleri tutmuyor. Fakat geri dönmek Süleyman’a korkaklığını belli etmek olacak. Korkaklığını kimseye belli etmek istemiyor.

Bizi birbirimize bağlayan kuvvetin vatan sevgisi ve lisan olduğunu Süleyman’a ısbat etmek için kamptan çıkıp buraya gelmişti. Gece zifir karanlık, sessiz, korkunç. Etrafta gizli nöbetçilerin yaklaştığını hissediyor. Şimdi ansızın bir ses “Parola “ diye bağırsa “Kerimin sesi olduğunu nerde bileceğim” diye tereddüt ediyor. “Bağıran belki de bir Rus olacak” diyor. Yere yatıp sürüne sürüne geri kampa dönmek istiyor. Dua ediyor. “Allah’ım beni koru “diye biraz daha ilerliyor. Ansızın, sessizce gecenin kara perdesini bir ses yırtıyor:

 “Stoy’ Parol” (Dur Parola.)

Arkasından, göz açıp kapamaya vakit kalmadan bir şarjör şakırtısı.

 “Kardaş! Sen kimsin? Vatandaşını mı öldürecen?”

Ses yok. Bekliyor. Rus’sa kurşun sıkacak. Kerim’se… Dilinin ucunda “Don” kelimesi var, fakat söylemiyor. Karanlıkta, hafif, fakat keskin bir ses:

 “Ulan kimsin? Yakına gel bakayım…”

Yanına yaklaşıyor. Kara bir insan gölgesi Sadık'ı başından ayaklarına kadar süzüyor.

 “Bereket versin Tatarca cevap verdin. Teğmen arkadaş. Vallahi az kalsın ateş edecektim. Uğurlar olsun, ne tarafa böyle.”

 “Gezintiye çıkmıştım… Kerim sen misin? “ diyor, Sadık.

 “Benim parolayı bilmiyor musun?”

 “Hayır.”

Kulağına eğilerek:

 “Don “diye fısıldıyor.

Sonra, başını sağa sola çeviriyor. Gözlerini karanlıklara dikerek etrafı kurt köpeği gibi dinliyor:

 “Ayak sesleri var… Biri geliyor.”

Dinlemekte devam ediyor. Birden bağırıyor:

 “Stoy’Parol!”

 “Don.”

Karşılarında karanlıklardan çıkmış biri, Süleyman duruyor:

“Parolaya cevap almadan, teğmeni niçin bıraktın?” diye soruyor.

Kerim susuyor. Süleyman sert ve emredici bir sesle tekrar:

 “Niçin? Emri bilmiyor musun?” diye soruyor

 “Müslüman’ca konuştu Süleyman ağa. Ateş edemezdim ya.”

Süleyman’a tarihi bir cevap veriyor Kırım Tatarlarından Kerim.

Sadık iddiayı kazanıyor. Çünkü “ Toplumları millet haline getiren en önemli unsur dildir. Dil, duygu ve düşünceyi insana aktaran bir vasıta olduğu gibi, insan topluluklarının bir yığın ve kitle olmaktan kurtaran, aralarında "duygu ve düşünce birliği" olan bir cemiyet yani 'millet' haline getiren en önemli kültürel değerdir. Ayrıca dil, kültürün temeli olduğu gibi taşıyıcısıdır da... Dili yok ettiğiniz takdirde milli ruh ve kültür diye bir şey kalmaz. ” (*)

Bu yüzden içimizden çıkmış Gaspıralı İsmail Bey önce “Dilde birlik” demiş, sonra da “Fikirde birlik” ve “İşte birlik” ilkelerini ilave etmiş.

Serkan Sava Kardeşimiz de 25 Ocak 2008 tarihli kirim@yahoogroups’a gönderdiği haberde  acı bir gerçeği bizlerle paylaşıyor. Haberi okuyalım:

“Bir dilin kullanımı daha yeryüzünden silindi. Ukrayna'nın Kırım bölgesinde küçük bir grubun kullandığı Kırım Tatarca, bu dili konuşabilen son kişinin ölmesiyle tarihe karıştı. BBC’nin internet sitesinde çıkan habere göre, Kırım Tatarca dilini kullanan son yerli Asan Rustemov, 89 yaşında Bahçesaray’ daki evinde yaşamını yitirdi.”

Bugün, gerek Kırım topraklarında gerekse Kırım dışında yaşayan “Savaşın, korkunun, sürgünün çocukları” olan bizler; yani Kırım Tatar Türkleri:

“Dilde, fikirde, işte birlik” sözleri ışığında;

-Kırım Tatarca diline gereken önemi veriyor muyuz?

-Bu dili konuşabiliyor muyuz?

-Balamızga çagamızga öğretiyor muyuz?

Allah için bir düşünelim!....

Kelin hep beraber bu tilge sahip çıkalım.

(Gelin hep beraber bu dile sahip çıkalım.)

Bır kün Bahçesaraylı Aslan Rüstemoğlu kibi bizler de coyulup ketecekmiz.

(Bir gün Bahçesaraylı Aslan Rüstemoğlu gibi bizler de kaybolup gitmeyecek)

Hiç bomasa; anaylarımızdan üyrendiğimiz ANA TİLİMİZ KIRIM TATARCASINI, BALALARIMIZGA üyretelim...

(Hiç olmazsa; annelerimizen öğrendiğimiz ANA DİLİMİZ KIRIM TATARCASINI ÇOCUKLARIMIZA öğretelim…)

 “TİLİMİZ COYULMASIN!.... “

(“DİLİMİZ YOK OLMASIN!...”)

 

Devam edecek…

 

 (*) Ali Tuncer BULUT,  TÜRK DİLİ, TÜRK MİLLETİNİN KALBİDİR, BEYNİDİR, http://www.tekizoglu.com/

 
Haber :
Bu Haber 4001 defa okundu
 
Anahtar Kelimeler :Cengiz Dağcı, Korkunç Yıllar,

YORUM EKLE
TAVSİYE ET

 Yorumlar ( 0 )

Henüz bir yorum yapılmamış

İlgili Haber
Köşe Yazarları
Foto Galeri
Alacamızın Mecnunları
İzlenme : 4504
Kırım haritası
İzlenme : 4326
Semer
İzlenme : 2209
Cengiz Dağcı
İzlenme : 1978
Yorumlananlar
» VATANI İÇİN KENDİNİ FEDA EDEN NESİL “78 KUŞAĞI!....”
» TATAR TATARNI KIDIRMALI MI?
» “Lamba şişesi ektim!...”
» 7-"ALACA'DA TARİH YOK EDİLDİ!..."
» SALAKHANE
» .14-“SÜT TOZU “ İÇİRİLEN NESİLDİK BİZ!...
» 19-ALACA’MIZDA İZ BIRAKANLAR: LOKANTACI İRFAN ŞİMŞEK’İN DDT BİT İLACI VE CILAT PIÇAĞI SATIŞI
» BENİMLE YAŞIT BU ALET “YIKILMADIM AYAKTAYIM “ DİYOR!...
» 15-ALACA’MIZDA İZ BIRAKANLAR:İRFAN ŞİMŞEK’İN RENKLİ HAYAT HİKAYESİ :RECEP YAZICIOĞLU VE KAZ DÖVÜŞÜ
» 12-ALACA’MIZ' DA İZ BIRAKANLAR: “KÖFTECİ/LOKANTACI İRFAN ŞİMŞEK’İN RENKLİ HAYAT HİKAYESİ (7)
 
Çok Okunanlar
BUGÜN BU HAFTA BU AY

 

 

 

Sosyal ağlarda bizi takip et
Copyright © sukrubilgili.net.tr