Ana Sayfa
İletişim
Bize Ulaşın
Üye Girişi
Ziyaretçi Defteri
Mobil Bölüm
Ana Sayfa Foto Galeri Video Galeri
ANA SAYFA  / HAYATIM

.14-“SÜT TOZU “ İÇİRİLEN NESİLDİK BİZ!...


.14-“SÜT TOZU “ İÇİRİLEN NESİLDİK  BİZ!...



 Paylaş
 10 Mayis 2020 02 : 12 

“SÜT TOZU “ İÇİRİLEN NESİLDİK  BİZ!.. 




Dumlupınar ilkokulumuz 1927 yılında altı yüz on metre kare kullanım alanı  iki katlı beş derslik olarak yapılmıştı. Cumhuriyet dönemine ait bu tarihi binamızın duvarları estetik bir işçilikle kesme taşlarla lime lime dizilmiş; her yıl okullar açılmadan ziftlenen tabanı,  tavanı, merdiveni ve pencereleri ahşaptan yapılmış ; çevresi, kale duvarına benzeyen üzerine beton dökülerek taş duvarlarla çevrilmiş ve yüksek çıkıntılı sütunlarının yuvarlak demirlerle birbirine bağlanmış;doğusu Cumhuriyet Meydanı'ndan Su Deposu'na giden caddeye, batısı çok derin bir çukurda kurulan sebze pazarına, kuzeyi hükümet konağına ve güneyi de Tonga'nın apartmanına bakan; cepheden yani dışarıdan bakıldığında pencereleri, giriş kapısı, çatısı ve  ihtişamlı duruşu ile tarihe tanıklık etmiş; şimdi ise yerle yeksan edilmiş; taş üstünde taşı bırakılmamış; hatıralarımızın yok edildiği ama hafızalarımızdan asla  silinmeyecek okulumuzdu Dumlupınar İlkokulu....


Yıl 1967. İlkokulumuzun yapıldığı kırk yıl sonra mevsimlerden Sonbahar, aylardan Kasım'ın son günleri; “Oku , Rabbinin adıyla oku” emriyle, alfabedeki  yirmi dokuz (A, B,C....Z) harfleri , toplamayı, çıkarmayı, çarpmayı ve bölmeyi , ahlakı, ilim ve irfanı öğrendiğim ; ilk öğretmenimi, ilk okul arkadaşlarımı tanıdığım, Cumhuriyet dönemine ait tarihi Dumlupınar İlkokulunun güneyinde ki sınıfının tahta sıralarında sağımda oturan Aslan, solumda oturan Nihat arkadaşlar tarafından tost gibi sıkıştırılmış bir vaziyette can kulağı ile Nesimi Kamış öğretmenimizi dinliyorum.


Masamızın üzerinde içine fasulye koyduğumuz analarımızın para kesesi gibi diktikleri torbalar ve öğretmenimizin bir gün önce verdiği “ Uyu uyu yat uyu.” fişleri vardı. 


Nesimi Öğretmenimiz de, bir eliyle büyük bir kartonu tutarken, öbür eliyle de kelimeler üzerinde gezdirerek “ Çocuklar, beni dikkatli olarak tekrarlayın” dedi ve okumaya başladı: 


“ Uyu uyu yat uyu .“  


O cılız seslerimizle bizler de öğretmenimizin arkasından hep birlikte “ Uyu uyu yat uyu.” diye tekrarlıyorduk...


Sınıfımızda, şimdiki sınıflardaki gibi en az on sekiz, en fazla yirmi kişilik öğrenciler yoktu; hemen hemen bütün sınıflar elli, altmış öğrencilikti ve bizim sınıfta da hatırladığım kadarıyla  ellinin üzerinde talebe vardı. Öğretmenimizin bizlere tekrarlattığı  “Uyu uyu yat uyu. “ fişinin sözleri, her tekrarda daha da yükseliyor, okulumuzun koridorunda yankılanıyor, ikinci kattan hatta bahçeden dahi işitiliyordu.


Sınıfımız ince uzun büyük bir sınıftı.  Yazın tabana atılan siyah ziftin kokusu henüz gitmemişti, pencere kenarında, ortada ve birde duvar tarafında masalar ve sıralar dizilmişti; her sırada üç kişi oturuyordu...


Tam karşımızda alt kısmındaki çıkıntının üzerinde beyaz ve renkli tebeşirlerin dizildiği kara yazı tahtası, onun üzerinde devletimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kalpaklı bir resmi, sağında ve solunda İstiklal Marşı ve Gençliğe hitabesi göze çarpıyordu. 


Pencerelerin tam karşısında ve benim oturduğum taraftaki duvarda  ise mevsimleri tanıtan resimler yapıştırılmış, iplere dizili öğrendiğimiz birçok  fişler asılı idi...


Giriş kapısının tam köşesinde bordro ve kırmızı renk arasında bir örtü ile kaplanmış sade  ahşap bir öğretmen masası ve sandalye, kenarda da ince uzun bir soba  gürül gürül  yanıyordu...


“Uyu uyu yat uyu” cümlesini kaç kere tekrarladık hatırlamıyorum. Birkaç gün önce bu fişi öğretmenimiz bize vermiş, aynı şekilde sesli olarak tekrarlamış, üç dört sayfa saman kağıtlı kalitesiz defterlerimize yazmıştık. Hatta üç sayfada evde yapmak için ödev vermişti. Bu yüzden neredeyse “Uyu uyu yat fişini “ bugünkü yaptığımız sesli tekrarla beyinlerimizin köşesine iyice kaydetmiştik. Ezbere yazma aşamasına gelmiştik....


Öğretmenimiz “ Çocuklar, sizlere verdiğim fişleri çantanıza koyun ve  gözlerinizi  kapatın,  İşaret parmağınızla  ‘Uyu uyu yat uyu ‘ fişini havada ezbere bir kaç kere yazın, sonra da torbalarınızdaki fasulyelerle  fişinize bakmadan ezbere iki kişi sıralarda,  üçüncü kişi de yerde yani tabanda yazsın” dedi...


Sıralarımız dar ve küçük olduğundan , sağ yanımdaki esmer tenli olmasından dolayı Kara (Aslan Sagancı) arkadaştan izin isteyip fasulye torbasını aldım, kara tahtanın önüne gittim. Orada boş bulduğum bir zeminde fasulyelerimle özene bezene “ Uyu uyu yat uyu” fişimi ezbere yazmaya çalıştım...


Kaç dakika geçti hatırlamıyorum.  Fasulyelerle  fişimi yazdığımdan emin olunca “ Öretmenim, öretmenim ben yazdım, ben yazdım” diye parmak kaldırıp,  Nesimi öğretmenime seslendim... Öğretmenim kelimesini tam söyleyemiyordum.


Öğretmenim yanıma geldi. Karşıma dikildi. Yazdığıma tersten baktı. “Şükrü , ‘uyu ‘ kelimesinin birini yemişsin, dikkat et ” dedi. 


“Hayır öretmenim yemedim. Pişmemiş fasulye yenir mi” deyince, Nesime öğretmenimiz başladı gülmeye:


“ Şükrü, Uyu kelimenin birisini yazmayı unutmuşsun. Tekrar bir gözden geçir!... “ dedi ve diğer arkadaşların yazdıklarını kontrol etmek için yanımdan uzaklaştı.  Gerçekten de önümdeki fasulye ile yazdığım cümleye baktığımda  “ Uyu yat uyu “ yazmışım.


Yazmayı unuttuğum “Uyu” kelimesini yazmaya çalışırken, sınıf kapımızdan “ tak!, tak!, tak!..” sesleri işitildi. Sınıfın ortasında öğrencilerin fasulye ile yazdıklarını kontrol eden Nesimi hocamız  yüksek bir sesle : “ Giriniz!” dedi...


Büyük bir gayretle   “ Uyu uyu yat uyu. “ cümlesini yazmaya çalışan öğrenciler kafalarını “ tak! tak! tak! “ seslerin geldiği kapıya doğru çevirdiler... 


İçeri giren Satı Kalfamızdı. Okulumuzun, sınıflarımızın temizliğini yapan, bahçedeki ağaçları, gülleri sulayan; okul müdürünün ve öğretmenlerin çayını hazırlayan ; teneffüslerde uzun saplı sarı  demirden  yapılmış zilimizi çalan; sobalarımızı yakan ; süt tozundan yapılan sütümüzü pişiren ; güğümdeki sütü bardaklarımıza dolduran; örttüğü eşarbın sağından solundan saçlarının bir kısmı çıkan; devamlı aynı gri renkli elbise  ve diz altında beyaz yün çorap giyen ; orta boylu , tombul, esmer tenli bir hizmetli idi Satı Kalfamız. Su deposuna giden cadde üzerinde oturuyordu.  


Satı Kalfa içeri girer girmez elinde taşıdığı güğümle hiçbir şey demeden sobanın yanına gitti. Güğümü yere koydu. Kenardaki maşa ile sobanın üst tarafındaki küçük deliğin kapağını kenara kaydırdı. Getirdiği güğümü sobanın üzerine yerleştirdi. Sobanın kömür ve odun konulan kapağını açtı. Uzun bir demir ile yanan kömürleri karıştırdığında duman ve alevler çıktı. Sonra da kenarda duran kömür kovasından sobaya biraz kömür boşalttı. İşini bitirince Nesimi Hocamızın yanına geldi :


“ Nesimi Hocam, İkinci ders başladığında Müdürümüz sınıfınıza gelecek;  çocuklara süt tozu ile ilgili bilgi verecekmiş. Öğrencilerin çörekleri de hazır. Müdür beyle geldiğim de onları da getireceğim. Ben diğer sınıfların sütlerini dağıtmaya gidiyorum. “ dedi ve sınıftan ayrıldı.


Satı Kalfa , her gün aynı saatleri sınıfımıza geliyor; bıkmadan , usanmadan süt tozundan yapılmış süt dolu güğümü ve fırından pişirilmiş yağlı çöreklerimizi getiriyor, sobamızı yakıp gidiyordu.  Bugünde aynı işi yapıp gitmişti. Yalnız bugün farklı bir şey olacaktı. Okul müdürümüz gelecek ve konuşma yapacaktı. İkinci dersin başlamasını dört gözle bekliyorduk.


İkinci derse Satı Kalfa, Müdürümüzden önce geldi. Bir tepside getirdiği , fırından yeni çıkmış yağlı çörekleri dağıttı. Bizlerde de mis kokulu  çöreği, annelerimizin bir elbiseden kesip yaptığı ve masamızın üzerine serdiğimiz bez parçasının üzerine koyduk. Süt tozunu içmek için kulplu naylon veya cam bardaklarımızı çantalarımızdan çıkardık. Misafirimizi sabırsızla bekliyorduk.. 


Müdürümüz Bekir Köse, Nesimi ve bazı öğretmenlerimiz  çok şık giyinirlerdi. Pantolonlarının ütüleri jilet gibiydi. Beyaz gömlekleri , renk renk taktıkları kıravatları, pırıl pırıl parlayan boyalı potinleri , özellikle müdürümüzün giydiği silindir fötr ( biz fötör derdik) şapkası dikkatimizi çekiyordu. Bizler de büyüdüğümüzde takım elbise, beyaz gömlek giyebilecek miydik? Kıravat takabilecek miydik? Fötr şapka başımıza koyabilecek miydik? Müdür ve öğretmenlerimizin bu şık giyimlerine hayranlık duyuyorduk. Çünkü bizlerin kara önlüklerimizin altında askılı pantolonlarımız, boynumuzda beyaz yakalarımız, ayaklarımız da da soğuk kuyu ayakkabılarımız vardı... 


Zil çaldıktan çok az bir zaman sonra Müdürümüz Bekir Köse kapıyı vurarak sınıfımıza girdi. Bir askeri disiplin içinde yetişmiş erler gibi hep birlikte çevik bir hareketle sıralarımızdan ayağa kalkıp, esas duruşa geçtik. Tüm öğrencilerin iki eli kenarda, ayakları birleşmiş , dimdik ayakta beklerken, çakmak çakmak gözleri de kapıdan giren Müdürümüze bakıyordu.


Müdürümüz Bekir Köse , sınıfın ortasına gelince durdu. O’da bizim gibi ayaklarını yan yana getirdi. Hepimizi baştan aşağıya süzdü: “ Günaydın çocuklar. Nasılsınız?” diye yüksek bir sesle seslendi. 


Bizler de aynı tempoda “ Günaydın öğretmenim, iyiyiz” diye bağırdık. Müdürümüz sağ elini yukarıdan aşağı indirerek “ Oturun çocuklar!..” dedi. Bizler de hemen oturuverdik sıralarımıza.


Müdürümüz, Satı Hanımdan  odasından bir bardak getirmesini istedi. Satı Hanım apar topar sınıftan ayrıldı. Satı Hanım gelene kadar Müdürümüz, öğretmenimize “ Süt tozu içmeyen var mı?” dedi. 


Nesimi Hocamız:” Sayın müdürüm, yirmiye yakın öğrenci süt tozunu içmek istemiyor. Ama çörekleri hepsi yiyor. Onda sıkıntı yok...” dedi... 


Satı Kalfa cam bardağını getirdiğinde  “ Satı Kalfa, bardağıma süt koyar mısın?“ dedi Müdürümüz. Satı Kalfa soba üzerinde kaynayan güğümü aşağı indirdi, getirdiği bardağa  süt koyup , Müdür Beye uzattı....


Müdürümüz Bekir Köse, süt tozundan yapılmış süt dolu bardağı yukarı kaldırarak “ Çocuklar aldığım bilgilere göre bazı öğrencilerimiz süt tozunu içmiyormuş. Neden? Niçin? Devletimiz sizlerin güçlü, zeki öğrenciler yetişmesi için bir çok çocuğun  içemediği sütü size ikram ediyor. Süt tozundan yapılmış bu sütün içinde sizin gelişmenize yardımcı olacak besinler var. Hayvanlardan elde edilen sütle hiçbir farkı yok. Aynı hayvan sütü gibi faydalı olan bu sütü , şimdi sizlerin karşısında içeceğim. Eğer, sakıncalı bir gıda maddesi olsa bu sütü ben içmem. “ dedi, kafasına dikti. 


Bekir Köse hocamız, sütün tamamını içtikten sonra  Satı Hanıma dönerek “ Satı Hanım, çocukların sütlerini doldurun, lütfen “ dedi...


Satı Kalfa’nın eline aldığı güğümün önünde önce duvar, sonra orta ve daha sonra da pencere tarafında oturanlar birer birer sıraya girdik. Satı Kalfa, büyük bir dikkatle uzattığımız kulplu bardaklarımıza  güğümden sütlerimizi doldurdu ve sıralarımıza gelip oturduk. 


Herkes sütünü alınca Müdürümüz sessizliği sağlamak ve bizlerin dikkatimizi çekmek için kuvvetlice iki elini birbirine birkaç kere vurarak “ şak!” diye sesler çıkardı.  Tüm öğrenciler “ ne oluyor der gibi ? Müdürümüze baktı. Sessizlik olunca  “ Çocuklar, sütünü ve çöreklerinizi aldınız değil mi?  Almayan var mı?” dedi. Hepimiz yüksek sesle “ Yok öğretmenimiz” diye seslendik...,


“ O zaman çocuklar. Afiyet olsun “ dedi ve öğretmenimizle sohbete daldı....


Kulplu bardaklarımızda ki sütten bir kaç yudum içtikten sonra ben ve  beş altı arkadaş öğürerek içimizde ne var ne yok masalarımıza boşalttık. Çünkü bize içirilen süt tozundan yapılan sütün tadı , evde içtiğimiz doğal sütten çok farklı idi. Yabancı menşeli  sütü, benim ve bazı öğrencilerin mideleri kabul etmemiş, dışarı çıkarmışlardı...Hatta hem kendi hem de karşıda oturan arkadaşların önlükleri kusmuk olmuştu....


Müdürümüz birkaç talebenin perişan vaziyetini görünce çok şaşırdı ve Nesimi öğretmenimize “ Bundan sonra sütü içmek istemeyenlere  zorla verilmesin. “ dedi ve sınıfımızdan ayrıldı....


Sanırım ilkokuldan mezun olana kadar bizlere süt tozunu içirdiler. Bazı okullarda bizim gibi kusan öğrencilere zorla  içirildiğini duyuyorduk...


O yıllarda ilçem Alaca’da hemen hemen herkesin evinde bir ineği, bir camuzu ve koyunları olan ve süte hiç ihtiyaç duymayan bizlere süt tozundan yapılan sütü içirmekteki amaç neydi? 


Amerika, Türk çocuklarının sağlıklı bir nesil olmasını mı istiyordu yoksa gizli bir amacı mı vardı?


O zaman ki küçük beyinlerimizle Marshall yardımı adı altında yapılan  “süt tozunun”  bize Amerika Birleşik Devletleri tarafından niçin , neden yaptığını bilmiyorduk..  Bu süt tozu yardımını kabul eden dönemin hükümeti de, "Süt tozunun faydalı mı zararlı mı ? " olup olmadığının araştırmasını ve analizini tam yapmış mıydı? bilmiyorduk...


Şundan çok eminim ki Amerika bizim bir dost,  bir müttefik olmadığını;  bir düşman devlet gibi hareket ettiğini son dönemde gerek yurt içinde gerekse yurt dışında yaptığı eylemlerle çok iyi gösterdi; kırk yıldır ülkemizdeki PKK terör örgütüne verdiği gizli desteği, şu anda Irak’ta ve Suriye’de binlerce tır dolusu silah ve her türlü lojistik desteği açıktan yaparak, gizli niyetini ayan beyan kabak gibi ortaya döktü. Bize karşı kullanmak için PKK'lı teröristlere silah, uyuşturucu destek vererek zehirleyen Amerika; "Süt tozu " ile ilgili yazıları okuduğumda, ellili ve altmışlı yıllarda ülkeme yaptığı "Süt Tozu"  yardımı ile altmış sekiz ve yetmiş sekiz kuşağını zehirlediğini, birbirine düşman ettiğini  ve Türk Çocuklarının maddi ve manevi kimyasını bozduğunu düşünüyorum.  


Gogul amcaya sorduğumda süt tozu ile ilgili bir çok yazı ile karşılaştım. İki tanesinden  benim çok dikkatimi çeken satırları sizlerle paylaşmak istiyorum.


"SÜT TOZU" İÇİRİLEN NESİLLER


Türkiye, ABD yörüngesine terk edildikten sonra, başına gelen en tehlikeli meselelerden biri Marshall Yardımı kapsamında Türk çocuklarının maruz kaldıkları gıda saldırısıydı.


Marshall Yardımı kapsamında gelen yardım kalemlerinden biri, süt tozuydu ve süt tozundan ilkokul öğrencilerinin hepsi yararlanmak zorundaydı. ABD'den yardım olarak gelen bu süt tozları, Eğitim Bakanlığı tarafından ilkokullara dağıtıldı ve öğrencilerin tüketmeleri mecbur tutuldu. Hayvancılığın aktif olarak sürdürüldüğü o dönemde, çocuklar süt ve süt ürünlerine doğal yollarla ulaşabiliyor olmalarına karşın, süt tozu tüketmek zorunda kalmışlardı.


Marshall Yardımının temel hedeflerinden biri de buydu. Süt tozu gibi gayet masum görünen malzemeler vasıtasıyla toplumun hücrelerine nüfuz etmek ve tüketim alışkanlıklarını değiştirerek Türkiye'yi kendine bağımlı hale getirmek.


Marshall Planı ile ülkemize "bedava" buğday, çocuklara süt tozu ve beraberinde "Çocuk Felci" yardım olarak geldi. Süt tozunun zorunlu olarak içirildiği bu yıllarda, Türkiye'de ilk çocuk felci salgını görülmeye başlandı. Felçlere, hatta ölümlere yol açan bu hastalığa karşı aşıları da ABD, milyon dolarlar karşılığında Türkiye'ye sattı.


ABD'nin emperyalizm aracı olan Dünya Bankası, bu süreçte boş durmamış, ülkemize uzun vadeli ticaret karşılığı krediler açmış; bu krediler karşılığında siyasetçilerimiz için makam arabaları, kadınlarımız için naylon çoraplar, askerlerimiz için eski silahlar ABD'den alınmıştı.


Böylece Marshall Planı ile ülke halkının tüketim alışkanlıkları değiştirilmeye başlanarak, ABD ekonomisine gelecek yaratıldı. ABD ise, yapılanları yardım amaçlı gösterip, birçok ülke halkına sevimli göründü.” (1)


bir başka yazıda da şunlar yazılı idi;


“Amerikan yardım süt tozlarının ne olduğunu elli sene sonra ancak şimdilerde anlayabiliyoruz. Çocukluğumuzda:

* Tansiyon,* Şeker,* Kalp sektesi,* Kanser bilinmezdi.

Bu bedava yardımlardan sonra Anadolu tarihinde ilk kez çocuk felci vakaları görülmüş, çocuk felci aşısı rutin aşılar arasına da dahil edilmiş ve bu aşılar Türkiye’ye büyük paralarla satılmış!

 

Olayın üzerinden bugün atmış yıla yakın bir zaman geçmiştir ama  o günleri ve süt tozunun kötü tadını halen unutamamışlardır.” (2)


Evet ben de kustuğum süt tozunun kötü tadını halen unutamadım...


Bu yüzden bizim kuşağa;  "Uyu uyu yat uyu" sözleriyle uyutulan; “ Süt  tozu içirilerek zehirlenen  bir nesil!..” diyorum...


(1)  https://www.fikriyat.com/fikriyat-ozel/2018/05/22/sut-tozu-ile-zehirlenen-nesiller


(2)  http://www.unyekent.com/yazdir.php?q=y&id=546


Not:Süt Tozu içen öğrenci resimleri : https://www.fikriyat.com/fikriyat-ozel/2018/05/22/sut-tozu-ile-zehirlenen-nesiller , sitesinden alınmıştır.


SÜT TOZU İLE İLGİLİ YAZILAR

https://www.sozcu.com.tr/2016/yazarlar/yilmaz-ozdil/sut-tozu-1083366/

https://www.tyb.org.tr/amerikan-sut-tozu-icirilen-nesiller-19453yy.htm

 
Haber :
Bu Haber 2459 defa okundu
 
Anahtar Kelimeler :Süt tozu, Alaca Dumlıpar İlkokulu, ABD,

YORUM EKLE
TAVSİYE ET

 Yorumlar ( 2 )

Sayfa : [1]
.14-“SÜT TOZU “ İÇİRİLEN NESİLDİK BİZ...
allah ozıkkımı bize zorla içirenlere ,gönderenlere,alanlara kahru gazap eylesin kaynar süt içinde haşlanlansınlar,içmezdik tenefüse çıkarmazdı öğretmen,içmem için ev paydosuna kadar önümde dururdu.allah onu içeri sokanada kahretsin.çuvalla göndermişti satanistler içinde limon sarısı naddeler vardı.nurdan nur
Gön : nurdan nur  26 Aralik 2020 : 18:21:57  Nevşehir

.14-“SÜT TOZU “ İÇİRİLEN NESİLDİK BİZ...
EVET HOCAM AYNEN DÜNGİBİ HATIRLARIM..
Gön : Durak Yiğit  14 Mayis 2020 : 09:52:12  Kocaeli

Sayfa : [1]
İlgili Haber
Köşe Yazarları
Foto Galeri
Kırım haritası
İzlenme : 5078
Alacamızın Mecnunları
İzlenme : 4856
Semer
İzlenme : 2619
Cengiz Dağcı
İzlenme : 2079
Yorumlananlar
» VATANI İÇİN KENDİNİ FEDA EDEN NESİL “78 KUŞAĞI!....”
» TATAR TATARNI KIDIRMALI MI?
» “Lamba şişesi ektim!...”
» 7-"ALACA'DA TARİH YOK EDİLDİ!..."
» SALAKHANE
» .14-“SÜT TOZU “ İÇİRİLEN NESİLDİK BİZ!...
» 19-ALACA’MIZDA İZ BIRAKANLAR: LOKANTACI İRFAN ŞİMŞEK’İN DDT BİT İLACI VE CILAT PIÇAĞI SATIŞI
» BENİMLE YAŞIT BU ALET “YIKILMADIM AYAKTAYIM “ DİYOR!...
» 15-ALACA’MIZDA İZ BIRAKANLAR:İRFAN ŞİMŞEK’İN RENKLİ HAYAT HİKAYESİ :RECEP YAZICIOĞLU VE KAZ DÖVÜŞÜ
» 12-ALACA’MIZ' DA İZ BIRAKANLAR: “KÖFTECİ/LOKANTACI İRFAN ŞİMŞEK’İN RENKLİ HAYAT HİKAYESİ (7)
 
Çok Okunanlar
BUGÜN BU HAFTA BU AY

 

 

 

Sosyal ağlarda bizi takip et
Copyright © sukrubilgili.net.tr