Ana Sayfa
İletişim
Bize Ulaşın
Üye Girişi
Ziyaretçi Defteri
Mobil Bölüm
Ana Sayfa Foto Galeri Video Galeri
ANA SAYFA  / HİKAYELERİM

19-ALACA’MIZDA İZ BIRAKANLAR: LOKANTACI İRFAN ŞİMŞEK’İN DDT BİT İLACI VE CILAT PIÇAĞI SATIŞI


19-ALACA’MIZDA İZ BIRAKANLAR: LOKANTACI İRFAN ŞİMŞEK’İN DDT BİT İLACI VE CILAT PIÇAĞI SATIŞI



 Paylaş
 24 Eylül 2020 12 : 47 

“İrfan Abi, Deniz Gezmiş ile Yusuf Aslan’ın Sivas’ta yakalanmadan önce Alaca’mız üzerinden giderken senin lokantaya uğrayıp yemek yemeleri, senin Onları tanıman çok güzel olmuşta; polislere söylediğinde onların umursamaz tavırları doğru olmamış. Eğer senin ifadeni ihbar kabul edip, peşlerinden gitseydiler, Sivas’a gitmeden yakalanabilirlerdi. Polisler bu fırsatı kaçırmış. Belki de “ Başımız belaya girmesin “ diye korktular. Her neyse... Deniz Gezmiş  olayına burada nokta koyalım.


Şimdi İrfan abi, bizim çocukluğumuzda bit, pire çok yaygındı. Her cuma günü Çorumlu Ahmet adında bir satıcı gelir, çok güzel tekerlemeler söyleyerek, şişenin içinden çıkardığı bir yılana ‘rahat, hazır ol komutu çekerek’ insanların dikkatini çeker, DDT dediğimiz toz bir ilaç satardı. Hatta jilet de satardı. Aklımda kaldığı kadarı ile ‘ Jopcünün Üsük, Comalinin Sülük ‘diye başlar, kocasından sonra kalkan karıdan, Ağustostan sonra oğul veren arıdan hayır gelmez.“ kafiyeli dörtlükleri tıkır tıkır sıralardı. 


Sen, ‘yapmadığım iş yok!’ demiştin. Bu Çorumlu Ahmet’in yaptığı DDT ( bit ilacı) ve jilet satışı yaptın mı?” dediğimde, tam damardan girmiştim. İrfan Abi, koltuğun köşesine yerleşti, iki kolunu koltuğun kenarlarına koydu, sağ kolunun işaret parmağını göstererek başladı anlatmaya;


“Bahsettiğin Çorumlu Ahmet hala sağ. Emekli oldu. Aynı işi yapıyor . Ama çok ihtiyarlamış. Ben de Çorumlu Ahmet gibi DDT satardım. Alaca’mızda , köylerde çok bit vardı. Bit ilacını eskiden gazyağına katarlardı. Pompayınan bitlerin olduğu yerlere sıkarlardı. Biz kuru DDT’yi bulduk. “ dedi, DDT satarken söylediği tekerlemeyi sıraladı:


“Gaza katmak yok!

Benzine katmak yok!

Zabahın essaletünden,

Aşamın hışmına kadar.

Faştah fıştah yok!...

Ya kuru kuruya...

Toz halinde,

Yataklarının arasına...

Yorganlarının arasına...

Eki eki veriyorsun.

Serpi serpi veriyorsun.

Atında, merkebinde 

Kedinde, köpeğinde,

Dananda, mandanda;

Bit var, kene var, yavsu var,

Elimallah,haşaratın kralı.

Alacalı İrfan geldi.” dedi ve yüzüme güldü .


“İrfan Abi, maşallah hiç nefes almadan, bu tekerlemeleri çok güzel söyledin. Bu toz DDT’yi nerede satıyordun?”


“ Her yerde; pazarda, Eskiköy’de, Ortaköy’de, Kadışehri’nde, Çorum’da...”


“ İrfan Abi, Alaca’nın dışına da gidiyordun, değil mi?”


“ Ahaaa... Köfteciliği de Alaca’nın dışında da yapıyordum, yaaa! Yaaa!...Cılat pıçağı da satardım. 


Anite, Silver, Simon, Astra,

Löküs, Pal, Bimini, jel , Cop ciletleri 

En sert sakalı dört sefer traş eder,

Anşa, Fatma,Fadime; 

Tarlada su getir, sabun getir; yok!...” dedi, bana doğru İrfan Abi yaklaşarak sakalını jiletle traş eder gibi sağ elini  sağ yanağından aşağıya doğru indirdi: “Ya! kuru kuruya dört sefer.” mısrası ile jilet satarken söylediği tekerlemeleri bitirdi ve yine gülümsedi...


“ İrfan Abi, aynı senin gibi cuma günleri, boynuna astığı bir teyipte  okunan ve elinde tomar tomar destan satan bir Daddo vardı.”dediğimde, üzgün bir çehre ile:


“ Daddo öldü. Daddo gelirdi. Yemek verirdim. Allah rızası için karnını doyururdum. Alaca’da ne kadar deli varsa, ben karnını doyururdum, “ dedi. 


Ben de:


“ Deli Cemal, Zeliş, Ökkeş’de vardı..” dedim.


“ Hepsini, yedirir, içirir gönderirdim. Allah’a heç değilse bunu söylerim. Başka yani yaptığımız bir şey yok. Ya...ya...”


“ İrfan Abi, bir de Bektaş vardı? Bu Bektaş neyin nesiydi?” 


“ O Bektaş, lise mezunudur. Liseyi bitirdi. O, Avukat Selim Dedekarğınoğlu’nun gardaşıydı. “


“ İlkokulda ben beşe kadar Asuman Dedekarğınoğlu ile okumuştum. Demek O, arkadaşımızın akrabasıydı.” 


“Evet, Bektaş Selim’in gardaşıydı. Bektaş lisede okurken öğretmenine aşık oluyor. Babasına söylüyor. Babası köyün en zenginleriydi. Babası Bektaş’a ‘Almam!..’diyor.  Bektaş ondan sonra kafayı bozuyor.”


“Öğretmeni de Bektaş’a aşık mıydı?”


“Evet, öğretmeni de O’na aşıktı!”


“ İrfan Abi,  elinde bir file vardı. İçinde buruşturulmuş birçok kağıt gördüm. Bu kağıtlarda öğretmenine yazdığı şiirler var, diyorlardı,”


“Evet , öyle diyorlardı. Sahi Bektaş’ın gardaşı Avukat Selim yolda yürürken, hakimin, savcının yanında vurdular; birinin malını mı almış ne. Vuranda on altı yaşındaki bir çocuktu. Yazık oldu. Köyün ağasının oğlunun biri sevdası yüzünden deli oldu, biri de bir mal davasından dolayı öldürüldü.” dedi ve İrfan Abi lokantada başından geçen ilginç bir olayı da şöyle anlattı:


“Deli Hasan vardı, biliyor musun? Şöför Yakub’un gardaşıydı.  Kazada ölmüştü şöför Yakub. Gardaşı şöför Hüseyin vardı. En son taksicilik yapıyordu Deli Hasan. Ben yine lokantanın arka kısmında namaz kılıyom. Ocakta da pirzola vardı. Deli Hasan, lokantaya girdi. Müşteri yoktu. Çevreye baktı. Beni de herhalde göremedi. Ocağa yanaştı, pirzolaları verip verip atıyodu...


“Yani, senden habersiz ocaktaki pirzoları aşırıyordu değil mi?” dedim.


“He!.. Nasıl seccadeyi attıysam, Hasan bir de baktım ki kaçıyo. Hangi birini sana anlatayım.” dedi, İrfan Abi gülerek; iki elini “ şak “ diye birbirine vurdu. 


Ben de İrfan abi gibi çok güldüm bu seccade atma olayına. 


“İrfan Abi, yaşadığın buna benzer ilginç hikayelerini, anılarını aklına gelirse onları sonra anlatırsan yazarım. Konuşmamızın sonuna yavaş yavaş geliyoruz. Alacalılar  için neler söylersin?” dediğimde, ellerini dua yapar gibi açarak:


“ Alacalıları çok seviyorum. Alacalılar dünyanın en güzel insanları. Allah Alacalılara güzellikler içerisinde güzellikler vermiş. Alaca’mız bi defa hakkaten çok güzel. İnsanları güzel. Memleketimizin ekili arazisi güzel. Her şeyiyle dört dörtlük güzel. Ben Alaca’dan heç getmek istemedim; getmedim de yani.  İstesem Ankara’ya, İstanbul’a giderdim. Fakat kendimi Alaca’dan yoksun ayırmadım yani. Heç asla...Ya...” dedi.


“ İrfan Abi, gerçekten Alaca’mız ve Alacalılarımız çok güzel. Alaca’nın kıymetini çoğu bilmiyor!”


“Evet! ‘Bana benden olur her ne olursa; 

Başım rahat eder, dilim durursa. ‘ Dil çok önemli. Hep dilim dururdu benim. Hep güzel konuşurdum. Anladın mı? Ya!...” dedi İrfan Abi. 


“ İrfan Abi, sen çok renkli insansın. Alaca’da seni tanımıyan yok!...Senin bu hayatını yazacağım. Ufak tefek katkılarım da olacak. Onu da affedersin. Teşekkür ederim.” dedim.


“ İnşallah! Yazarsan çok memnun olurum. Sonra sen çok güzel yazılar yazıyorsun. Yazdıklarını da rahat yayımlayabilirsin. Bu konuda size tam yetkiyi veriyorum .Yengeni de kaybettim. O’na bir şiir yazdım. Okuyum mu?” dedi.


“ Oku...Ben bunu sormaya çekindim. Kusura bakma İrfan Abi. Oku.” dediğimde, İrfan Abi gözlerini yumdu, ölen eşi için yazdığı ve beni de çok duygulandıran şiiri,  gözleri dolarak , sanki rahmetli eşi karşısındaymış gibi , içten gelerek ve iliklerinde, benliğinde her mısrayı, her kelimeyi, her heceyi duyarak okudu:


“Bilmezsin sensiz geçen günlerde,

Varlığım, her şeyim sensiz kederde,

Derim, unut kapılma derde,

Kolay mı unutmak; bunu yapamam .


Çok uzaklardan darılma bana,

Gönlüm seninle inansana,

Güneş varken tapar mıyım Ay’a.

Kolay mı unutmak; bunu yapamam.


İstemem ölmek istemem amma!...

İpim senin saçlarından yaparlarsa;

isterim. “  dedi İrfan Abi, iki elinin avuç içini birbirine vurdu. Şiire başlarken hüzünlenen yüzü birden değişti ve gülümser bir hal aldı...


“ İrfan Abi, mükemmel bir şiir. Ağzına ve yüreğine sağlık. Yengeye Allah rahmet etsin. Mekanı cennet olsun. Ben de eşime bugüne kadar bir şiir yazmadım. Sizin duygu yüklü bu güzel şiirinizi dinledikten sonra, ‘ Benim başım kel mi?’ Ben de eşime bir şiir yazacağım. “ dedim.


“ Yaz!...Çok iyi olur!..” dedi ve İrfan Abi ile yaptığım renkli hayatının ilk bölümü burada, 


Bitti...


İkinci görüşmemizde anlattığı gerek kendi hayatından, gerekse Alaca’mız da iz bırakmış insanlarımızın hayat kesitlerinden ve elli yıl önce ilçemizin ilk esnaflarının kimler olduğu hakkında verdiği tarihi bilgiler ile ilgili gerçek hayat hikayeleri (Alaca’mız İz Bırakan bazı kişilerden biraz bahsettikten sonra) , İrfan Abinin renkli hayat hikayesinin ikinci bölümünde devam edecek...

 
Haber :
Bu Haber 1345 defa okundu
 
Anahtar Kelimeler :İrfan Şimşek, DDT bit ilacı, jilet,

YORUM EKLE
TAVSİYE ET

 Yorumlar ( 1 )

Sayfa : [1]
19-ALACAMIZDA İZ BIRAKANLAR: LOKANTACI İRFAN ŞİMŞEKİN DDT BİT İLACI VE CILAT PIÇAĞI SATIŞI
Yüreğine kalemine sağlık toprağım.İrfan ağbiye sağlık afiyetler diliyorum


Gön : Durak Yiğit  25 Eylül 2020 : 15:44:30  Kocaeli

Sayfa : [1]
İlgili Haber
Köşe Yazarları
Foto Galeri
Alacamızın Mecnunları
İzlenme : 4504
Kırım haritası
İzlenme : 4326
Semer
İzlenme : 2209
Cengiz Dağcı
İzlenme : 1978
Yorumlananlar
» VATANI İÇİN KENDİNİ FEDA EDEN NESİL “78 KUŞAĞI!....”
» TATAR TATARNI KIDIRMALI MI?
» “Lamba şişesi ektim!...”
» 7-"ALACA'DA TARİH YOK EDİLDİ!..."
» SALAKHANE
» .14-“SÜT TOZU “ İÇİRİLEN NESİLDİK BİZ!...
» 19-ALACA’MIZDA İZ BIRAKANLAR: LOKANTACI İRFAN ŞİMŞEK’İN DDT BİT İLACI VE CILAT PIÇAĞI SATIŞI
» BENİMLE YAŞIT BU ALET “YIKILMADIM AYAKTAYIM “ DİYOR!...
» 15-ALACA’MIZDA İZ BIRAKANLAR:İRFAN ŞİMŞEK’İN RENKLİ HAYAT HİKAYESİ :RECEP YAZICIOĞLU VE KAZ DÖVÜŞÜ
» 12-ALACA’MIZ' DA İZ BIRAKANLAR: “KÖFTECİ/LOKANTACI İRFAN ŞİMŞEK’İN RENKLİ HAYAT HİKAYESİ (7)
 
Çok Okunanlar
BUGÜN BU HAFTA BU AY

 

 

 

Sosyal ağlarda bizi takip et
Copyright © sukrubilgili.net.tr