Ana Sayfa
İletişim
Bize Ulaşın
Üye Girişi
Ziyaretçi Defteri
Mobil Bölüm
Ana Sayfa Foto Galeri Video Galeri
ANA SAYFA  / HİKAYELERİM

6-ALACA’MIZDA İZ BIRAKANLAR: “KÖFTECİ/LOKANTACI İRFAN ŞİMŞEK VE COLİ’NİN HİKAYESİ (1)


6-ALACA’MIZDA İZ BIRAKANLAR: “KÖFTECİ/LOKANTACI  İRFAN ŞİMŞEK VE COLİ’NİN HİKAYESİ (1)



 Paylaş
 30 Haziran 2020 23 : 29 

6- ELLİ YIL ÖNCE ALACA’MIZDA YAŞAYANLAR VE KÖFTECİ İRFAN ŞİMŞEK VE COLİ’NİN HİKAYESİ


Ömer Paşa Camisi’nin abdest alınan çeşmelerin başından  bir türlü ayrılamıyordum. Caminin içerisinde mevlid okuyan ilçemizin manevi mimarları beni çok mutlu etmişti. Bisikletçi Mehmet Usta’nın da yanı başımda abdest aldığını gördüğümde çocukluk günlerimi hatırlamıştım. O güzelim günlere geri dönmek için neler vermezdim. Bisikletçi Mehmet Usta’nın bisikletlerine yirmi beş kuruş verip beş dakika süreyi saatimiz olmadığından zamanı çok geçirdiğimizden dolayı bize hakkını helal eder mi bilmem. Ben bunu düşünürken Bisikletçi Mehmet Usta’nın yanına  Köfteci İrfan Abinin abdest almak için oturduğunu gördüm...


İrfan Abinin köftecilikten lokantacılığa geçişi ile ilgili hayat hikayesini kendisi ile kontak kurabilirsem o zaman yazacağım.  İrfan Abi İlçemizde yemek sektörüne ilk adımı köftecilikle attığından;  ilçemizde bizim nesil ve öncesi “Köfteci İrfan”, bizden sonraki nesil de “Lokantacı İrfan” olarak bilirler. Yazım da bazen “ Köfteci İrfan” , bazen de “ Lokantacı İrfan “ ünvanlarını kullanacağım.


Köfteci İrfan abinin bıyıkları, konuşma tarzı , giyimi , yürüyüşü, çocukluğumda benim hep dikkatimi çekiyordu. O’nun yüzüne baktıkça o yıllarda gittiğim bir filimde  gözlerini kısıp, dudaklarından aşağıya doğru sarkan bıyıklarını sağ eliyle burup , sol eliyle beline koyup, karşısında ki benim gibi saçsız, ceketini kaz kanadı tarzı omuzlarına atmış, kehribar tesbihini şak şak çeken Altan Günbay’a “ Demirden korksaydık trene binmezdik” diyen Kudred Karadağ’a benzetiyordum...


Çocukluğumda çok sinemaya giderdim. Artistlerden tanımadığım yoktu. Kendimi hep Cüneyt Arkın gibi görürdüm ve bu yüzden Cüneyt Arkın’ı çok severdim. Yıllar sonra gerçek adının Fahrettin Cüreklibatur ve bir Kırım Tatarı olduğunu Öğrenince daha çok sevdim. “Cemil “ adında sol tantanslı filimler çevirmeye başlayınca gözümden düşmüştü... Bazı arkadaşlarım da Yılmaz Güney hastası idi. Niye yalan söyleyeyim Yılmaz Güney’i çocukluğumda sevmediğim gibi gençlik yıllarımda da hiç sevmedim; tüm çevirdiği filimlerinde  sol ideolojinin propagandasını yapıyordu...


Ben Köfteci İrfan abiyi artist Kudret Karadağ’a benzetiyordum. İlçemizde Yılmaz Güney’e benzeyen ve Erol Taşa benzeyen kişilerde vardı. Yılmaz Güney’e  benzeyen ilçemizin köylerinin birinde yaşıyordu. Onu ancak Cuma günleri görüyordum. Erol Taşa benzeyen  ise ilçemizin ilk kalaycılarından olan Fahri abi idi. Rahmetli abim, sebze dükkanının uzağından geçerken “ Erol Emmi!” diye bağırır, yanına çağırır ve onunla şakalaşırdı. Gerçekten de Fahri abi, bıyıkları, bakışları ile Erol Taş’ın bir ikizi gibiydi...


Sebzeci Hamit Eniştemin yanında okul kapandığında çalışırdım. Eniştem öğleleri yemek parası verir “ Şehir lokantasına git. Orada kuru fasulye veya köfte ye. Başka bir yere sapmadan buraya gel” derdi...


Sebzeci Hamit, benim rahmetli Cemile teyzemin kocası idi. Oğlu Naci ile aynı yaşıttık. Enişteden parayı alır almaz, Zile Yolu üzerinde ağabeyi Ayhan abi ile birlikte İrfan abinin işlettikleri Şehir Lokantasında soluğu alırdım. Lokantanın hemen aynaların bulunduğu duvar kenarındaki bir masaya otururdum. 


Ayhan Abi genelde kasada dururdu. İrfan abi ise sol omzuna attığı bir havlu ile hep ayakta bekler, gelen giden müşterileri gözüyle takip eder, garsonlara : “ Bak oğlum, bak. Aynanın dibine bak. Abin ne yer? Ne içer bak oğlum. “ veya “ Bak oğlum, bak. Camın dibine bak. Abin ne yer? Ne içer? Bak oğlum” derdi. İrfan abinin bu söylediği otomotiğe bağlanmış gibiydi. Gayri ihtiyari, aynanın dibinde müşteri olmasa bile “ Bak oğlum bak. Aynanın dibine bak!” dediği olurdu...


İrfan abinin “ Bak oğlum bak. Aynanın dibine bak. “ talimatını alan garson yanıma hemen gelir” Ne yiyeceksin?” derdi. 


Lokantada pişen yemekleri gösteren menü kitapçığı yoktu. Her müşteri gibi ben de garsona sıradan yemekleri saydırırdım. Sonun da “ Bir kuru fasulye getir” derdim. Garson yanımdan uzaklaştığında “ Madem kuru yiyecektin, tüm yemekleri niye saydırdın?” diye homurdana homurdana giderdi....


Bazı müşteriler kuru fasulye yerine taze fasulye yemek isterdi. Garson, müşterinin istediği  taze fasulye kalıp kalmadığını İrfan abiye sorduğunda “ Taze bitti kuru var!...” sözünü duyduğumda kendimi gülmemek için zor tutardım...


İrfan Abi’nin müşterilerle o gür sesiyle sohbet ettiğini, şakalaştığını görürdüm. Bu yüzden öğleleri lokanta müşteri ile dolar taşardı. Çok renkli bir kişiliği vardı. Lokanta işini bıraktıktan sonra şık giyimi, ayaklarını yan tarafa aça aça yürümesi, siyah gözlüğü ve kırmızı renkli kravatı ile her gördüğümde  “İrfan Abi, Artist Kudret Karadağ’a çok benziyorsun. Bir akrabalığın var mı?” diye, birkaç kere sorayım dedim, medeni cesaretimi toplayıp, bir türlü söylüyemedim...


İrfan Abi renkli bir kişi demiştim ve ilçemizde O’nu tanımayan hiç kimse yok desem, abartmış olmam. İrfan Abi ile ilgili ilçemizde anlatılan yaşanmış çok hoş hikayeler var. Birkaç tanesini anlatmasam İrfan abiyi tam tanıtmamış olurum... 


İrfan Abi, zaman zaman lokantanın bir kenarına seccadesini serer namazını kılardı. Bir gün öğle namazına durmuş. Servis yaptığı Altı müşteri kasaya yanaşmış. 


Kasadaki Ayhan Abi müşterilere :


“Hesaplar, hep beraber mi tek tek mi?” demiş. 


Grubun içindeki ekabirlerden biri öne çıkmış  :“Hep beraber olacak. Hesabı ben ödeyeceğim.” demiş. 


Ayhan Abi, altı müşterinin yediği yemeklerin fiyatlarını önündeki kağıda tek tek yazarak toplamış. Paranın tamamını ödeyecek ekabire:


“ Borcunuz yüz otuz lira .” demiş. 


Ekabir parayı ödemiş, tam kapıdan adım atacakları sırada; lokantanın arka kısmında teşehhüt miktarına oturmuş İrfan Abi o gür sesiyle  namazı bozmadan:


“ Altı tatlı. Altı da ayran var !” diye seslenmiş.  Müşteriler çok mahçup olmuşlar. Geri kasaya gelip altı tatlıyı ve altı ayranı ödeyip gitmişler. İrfan Abi de sağa sola selam verip, seccadesini toplamış. Ağabeyi Ayhan abi :“Oğlum İrfan, senin namaz bozuldu. Namazda konuşulmayacağını bilmiyor musun? Git namazı baştan eda et” demiş.


İrfan Abi,  “ Çiftçi Mallarını Koruma Başkanlığı” na aday oluyor ve yüksek bir oyla başkanlığı kazanıyor. 


Çiftçi Mallarını Koruma Başkanlığı, 4081 sayılı Koruma Kanunu ile kurulan bu başkanlık, ilçelerde ekili arazilerin korunmasını ve denetimini kır bekçiler sayesinde sağlıyor. Bu hizmeti yaparken arazi sahiplerinden bir ücret alınıyor. 


İlçemizde “ Coli” adında bir kır bekçimiz vardı. Çocukluğumuzda “Tilki Deliğinde”, “Veli Çayırı’nda”, “Kanlı Bostan mevkiinde “ hayvan otlattığımızda Kır Bekçisi Coli Amca’dan çok korkardık. Küçük boylu olmasına rağmen biz çocuklar korktuğu gibi büyüklerde Ondan çok çekinirdi. Siyah benizli, sert mizaçlı, gergin yüzlü, zayıf, çelimsiz yapısı ile öttürdüğü düdük, kolunun altında devamlı tuttuğu meşe sopası ve çok uzaklardan bağırışıyla bizim korkulu rüyamızdı. 


Çobanlık yapıpta sopasını yemeyen yoktu... Hayvan otlattığımızda onu gördüğümüzde hayvanlarımızı bırakıp kaçar, sağa sola saklanırdık. Öğleleri , Kanlı Bostan’daki benttin ( Derenin önü toprakla ve tahta ile tutularak su tutulur, tarlalar sulanırdı) kenarında hayvanları dinlendirirken biz de çimerdik. 


Biz çimerken bazen hayvanlar ekinlere dalardı.  Suda çimerken kendimizden o kadar geçerdik ki hayvanların ekine gittiğini, Coli’nin elbiselerimizi aldığından hiç haberimiz olmazdı. Çünkü çimerken suyun içinde çok şakalaşırdık. Bazı arkadaşların camuzları olurdu. Onları suyun içine soktuğumuzda, yatırmak için kuyruğunu sıkardık. Hani derler ya “ kuyruk acısı!” İşte camuzlarda kuyruk acısıyla “ ıhkk” der, suya kendini bırakırdı. Camuzun gövdesiyle bent sağa sola bir dalgalanırdı. Camuzları güzelce yıkar ve üzerlerine çıkar suya atlayış yapardık.Ya da derin yerlere camuzların üzerine biner giderdik, 


Çimme işimiz bitince elbiselerimizi bıraktığımız yere geldiğimizde, bazen urbalarımızın yerinde yeller estiğini görürdük; soğuk sudan sıcak havaya çıktığımızdan “ su iti” gibi titreye titreye endişeli bir şekilde birbirimize bakıp gülerdik. Yine bir arkadaş bize şaka yaptı derdik.


Biraz sonra ekinlerin içinde meşe sopası ile Coli’nin geldiğini gördüğümüzde, cıplak vücudumuza inecek sopanın sayısının hesabını yapardık. Coli elindeki meşe sopasını cıplak popolarımıza vurdukça, iki elimizle ön tarafımızı tutarak Tarzan gibi sağa sola koşardık. Coli’nin hırsı dinince bizi sıraya sokar hepimizden tek tek “ Bir daha hayvanları ekinlere sokmayacağımıza dair söz alır” elbiselerimizi verirdi. Bazen çimmelerimizde de bazı arkadaşlarda elbiselerimizi alır kaçarlardı ve bizleri kendilerine yalvartırlardı.


İrfan Abi, Çiftçi Mallarını Koruma Başkanı olur olmaz, kır bekçilerini görevlerini tam yapıp yapmadığını kontrol etmek için hepsine birer tane “ telsiz “ aleti dağıtıyor ve talimatını veriyor: “ Bekçi arkadaşlar, kimin hangi arazide dolaştığını bu size verdiğim aletle öğreneceğim. Bendeki telsizden mesala “ Coli, mevkini bildir!...“ dediğimde, elinizdeki aletin mandalına basıp “ Başkanım mevkim şu. Tamam!...”  deyip. anında yerinizi bildireceksiniz . Ayrıca olumsuz bir durumla karşılaştığınızda da bana hemen haber vereceksiniz. Tamam mı? ” diyor.. Bekçilerin hepsi “ Tamam başkanım” deyip, araziye dağılıyorlar...


Çiftçi Mallarını Koruma Başkanı İrfan Abi ve kır  bekçileri kısa bir zaman içinde telsiz ile çok iyi haberleşiyorlar. Olaylara anında müdahale ediyorlar. Bir tarla yangınında veya bir tarlanın hayvanlar tarafından zarar verildiğinde, bekçilerin Başkan İrfan Abiye anında haber verdiklerinde olay yerine çok kısa bir zamanda intikal ediyordu. Başkan İrfan Abi ve bekçilerden bir kişi hariç telsiz aletini çok sevmişlerdi...


Telsiz aletini sevmeyen Kır Bekçisi Coli idi... Coli bazı zamanları görevini aksatıyordu. Yazı yabana gitmesi gerekirken Baykara’nın kahvede masa arkadaşları ile oturup sohbet ediyordu. Başkan İrfan Abi bir kaç kere Coli’ui kahvede görmüş, uyarmıştı... Hatta şikayet edenlerin sayısı da  her geçen gün artmıştı...


Başkan İrfan Abi’ye bir gün “ Coli’nin  Baykara’nın kahvede yine oturduğu ihbar ediliyor. İrfan Abi , telsizin mandalına basıp “ Coli mevkini bildir!..” demiş.


Coli, masada sohbet ettiği arkadaşlarına sol eliyle sessiz olun der gibi işaret parmağını dudağına götürmüş;


 “Başkamım, mevkim Tilki Deliği. Tamam.” demiş. 


Tilki Deliği Mevkisi, Alaca ilçemize iki üç kilometre uzaklıkta; ilçemizden yüksek bir tepe ve bu tepede tilki deliklerinin olduğundan bu ismi almış; yıllar önce panayırların yapıldığı, ilçemizin kuzey batısında ve Ankara yolu ile Kızkaraca yolu arasında Alaca’ya kuşbakışı bakan hakim bir tepe idi.


İrfan Abi:


“ Coli, Tilki Deliği mevkiinden  Alaca’yı görüyor musun? Tamam!...” demiş.


Coli’de;


“ Görüyorum başkanım! Tamam”


“ Nereleri görüyorsun? Tamam.”


“ Su depbosunu ve Ömer Paşa Camisinin minaresini. Tamam!”


“Caminin minaresinin dibini de görüyor musun? Tamam!”


“ Görüyom Başkanım. Tamam!”


“ Minarenin dibinde beni de görüyon musun? Tamam!”


“ Başkanım, minarenin dibinde bir kaç kişi var. Sizi seçemedim. El sallayın.Tamam.”


“ Dikkatli bak. El sallıyorum. Hangi eli salladığı mı söyle bakıyım? Tamam!”


 Coli , bu soruya hemen cevap vermemiş. Birkaç saniye düşünmüş. Telsizi Başkan sağ elle tuttuğuna göre, sol elini sallıyordur,” diye içinden geçirmiş ve hemen cevap vermiş:


“ Başkanım, çok net görüyorum. Sol elini sallıyorsun.Tamam!” demiş. 


İrfan Abi, bu konuşmaları yaparken bir yandan da yürüyormuş ve Coli’nin oturduğu kahvenin kapısından içeri girmiş. Coli’nin arkası İrfan abiye dönükmüş. 


İrfan Abi :


“ Coli, arkana dön bak!.. Ne görüyorsun? Tamam!” demiş ve telsizi kapatmış. Coli’nin tam arkasına gelip dikilmiş.


Coli, arkadaşlarına dönüp, “ Yahu arkadaşlar, Tilki Deliği’nden Alaca’ya baktığımızda, arka kısmımızda ne görünür? Bilen var mı?” demiş.


Masa arkadaşlarından biri Coli’nin gözlerinin içine bakarak “ Arkana dön bir bak. Ne göründüğünü anlarsın!..” demiş. 


Coli, sandalyesinden kalkmış ve arkasına döndüğünde Başkanı İrfan abi ile yüz yüze gelmiş. 


İrfan Abi:


“ Coli , mevkini bildir? Tamam!..” demiş.


Coli’de boynunu bükmüş:


“ Başkanım mevkim Baykara’nın kahvesi. Tamam!. “ demiş...


Lokantacı İrfan abinin ağabeyi rahmetli oldu. Ayhan abi vefat ettiğinde torunlarından biri “ dedesinin bir videosunu paylaşmıştı. Bu videoda Ayhan Abi şu kıymetli sözleri söylüyordu: 


“Ekmek pişer hamur biter

Duvar biter çamur biter

Soba yanar kömür biter

Sela verilince ömür biter

Hepsi bu kadar ömrün! 


Rahmetli Ayhan Abi , sanki öleceğini bilmiş gibi “ Sela verilince ömür biter/ Hepsi bu kadar ömrün!” demiş...


İlçemizde elli yıl önce yaşamış, vefat etmiş tüm lokantacılar olmak üzere; Merhum Ayhan abiye, Merhum Kır Bekçisi Coli’ye Allah’tan rahmetler diliyorum. Mekanları cennet olsun...


Renkli kişiliği, sempatik hareketleri, şık giyimi ile herkes tarafından sevilen elli yıl önce ilçemizde köftecilik, lokantacılık yapmış ve hala hayatta olan İrfan Abime sağlıklı , sıhhatli bir ömür diliyorum...


Gelecek Hafta “İrfan Abi ve Coli Hikayesine” devam edeceğim.


Devam edecek...

 
Haber :
Bu Haber 1839 defa okundu
 
Anahtar Kelimeler :İrfan Şimşek, Coli, Alaca,

YORUM EKLE
TAVSİYE ET

 Yorumlar ( 4 )

Sayfa : [1]
6-ELLİ YIL ÖNCE ALACAMIZDA YAŞAYANLAR VE “ KÖFTECİ İRFAN ŞİMŞEK VE COLİNİN HİKAYESİ”
teşekkürler şükrü. güzel günlerdi !...
Gön : Halim Kahriman  02 Temmuz 2020 : 14:21:00  

6-ELLİ YIL ÖNCE ALACAMIZDA YAŞAYANLAR VE “ KÖFTECİ İRFAN ŞİMŞEK VE COLİNİN HİKAYESİ”
harikasın şükrü hoca, yine döktürmüşsün. ellerine ve gönlüne sağlık kardeşim.
Gön : Güngör ŞAHİN  01 Temmuz 2020 : 12:20:35  

6-ELLİ YIL ÖNCE ALACAMIZDA YAŞAYANLAR VE “ KÖFTECİ İRFAN ŞİMŞEK VE COLİNİN HİKAYESİ”
emeğine sağlık bizi cocukluk yıllarına goturdun.o günleri tekrar yasattin sağol kardesim
Gön : Ibrahim GENCKURT  01 Temmuz 2020 : 10:56:09  

6-ELLİ YIL ÖNCE ALACAMIZDA YAŞAYANLAR VE “ KÖFTECİ İRFAN ŞİMŞEK VE COLİNİN HİKAYESİ”
teşekkürler şükrü abi.bizi yine yıllar öncesine götürdün. ayrica çocuklukta yaşadığın bu olayları en ince ayrıntısına kadar hatırlayıp yazmaniza hayranım.
Gön : Ahmet YANDIM  01 Temmuz 2020 : 07:14:05  

Sayfa : [1]
İlgili Haber
Köşe Yazarları
Foto Galeri
Alacamızın Mecnunları
İzlenme : 4506
Kırım haritası
İzlenme : 4326
Semer
İzlenme : 2209
Cengiz Dağcı
İzlenme : 1979
Yorumlananlar
» VATANI İÇİN KENDİNİ FEDA EDEN NESİL “78 KUŞAĞI!....”
» TATAR TATARNI KIDIRMALI MI?
» “Lamba şişesi ektim!...”
» 7-"ALACA'DA TARİH YOK EDİLDİ!..."
» SALAKHANE
» .14-“SÜT TOZU “ İÇİRİLEN NESİLDİK BİZ!...
» 19-ALACA’MIZDA İZ BIRAKANLAR: LOKANTACI İRFAN ŞİMŞEK’İN DDT BİT İLACI VE CILAT PIÇAĞI SATIŞI
» BENİMLE YAŞIT BU ALET “YIKILMADIM AYAKTAYIM “ DİYOR!...
» 15-ALACA’MIZDA İZ BIRAKANLAR:İRFAN ŞİMŞEK’İN RENKLİ HAYAT HİKAYESİ :RECEP YAZICIOĞLU VE KAZ DÖVÜŞÜ
» 12-ALACA’MIZ' DA İZ BIRAKANLAR: “KÖFTECİ/LOKANTACI İRFAN ŞİMŞEK’İN RENKLİ HAYAT HİKAYESİ (7)
 
Çok Okunanlar
BUGÜN BU HAFTA BU AY

 

 

 

Sosyal ağlarda bizi takip et
Copyright © sukrubilgili.net.tr